Mütekaddimîn Dönemi Eş‘arî Kelamında İlâhî Hikmet: Hikmet Neden Salt Fayda Olarak Yorumlanamaz?
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Bu makale
mütekaddimîn dönemi Eş‘arî kelamında hikmet kavramının mahiyetini ve bu kavramın ilâhî fiillere nasıl uygulandığını tartışmaktadır. Makalenin temel sorunsalı
ilâhî bir fiilin hikmetli olarak nitelendirilmesini sağlayan unsurların mahiyetidir. Kelâm ekolleri Allah’ın “hakîm” sıfatıyla nitelenmesi konusunda ittifak etseler de hikmetin tanımı ve ilâhî fiillerdeki anlamı hususunda fikir ayrılıkları yaşamışlardır. Bu bağlamda hikmet kavramına dair birbirinden farklı iki yaklaşım içerinde bulunan Eş‘ariyye ve Mu’tezile ekollerinin görüşleri Eş‘ariyye’nin Mu’tezile eleştirisi üzerinden ele alınmıştır. Eş‘arîler
Allah’ın fiillerinin hikmet çerçevesinde gerçekleştirdiğini kabul etmekle birlikte
bu hikmetin anlamını Mu‘tezile'nin ileri sürdüğü gibi salt fayda temelli olarak değil; Allah’ın irade ve ilmine mutabık olarak gerçekleşmesi şeklinde yorumlamışlardır. Ortaya koymuş oldukları görüşleri itibariyle ilâhî fiillerdeki hikmeti âleme yansıyan bir nizam çerçevesinde değerlendirmişlerdir. Eş’arîlere göre Allah’ın fiillerinin sonucu itibariyle kula yönelik birtakım faydalar söz konusu ise de Mu‘tezile’nin iddia ettiği gibi her fiilini zorunlu olarak faydayı gözeterek yapmaz. Mu‘tezile düşüncesinde adalet ilkesinin bir uzantısı olarak şekillenen
ilâhî fiilleri garaz ve illet kavramlarına bağlı olarak fayda üzerinden açıklanan hikmet yaklaşımına karşı Eş‘arîler
başta istidlâl bi’ş-şâhid ale’l-gâib yönteminin bu bağlamda geçersizliğini savunarak hüsün-kubuh ve salah-aslah problemleri üzerinden Mu‘tezileye itiraz ederler. Eş‘arî kelamcılar
ilâhî fiillerin bir amaca (garaz) yönelmiş olmasının Allah’ı ihtiyaç sahibi kılacağını ve bu durumun O’nun yüceliliği ile çelişeceğini belirtmişlerdir. Bu itibarla da ilâhî fiillerde garaz ve illet kavramları yerine irade kavramının kullanılması gerektiğini savunmuşlardır. Bu doğrultuda makale
Eş‘arîlerin irade merkezli Tanrı tasavvuru çerçevesinde
Mu’tezile’nin ilâhî fiilleri şâhid âlemden hareketle fayda odaklı sınırlandırmaya karşı sunmuş oldukları eleştiriyi ortaya koymaktadır. Ayrıca
ilâhî fiillerde fayda aramanın ya da aslah olanın yapılmasını zorunlu görmenin
Allah’ın fiillerini belirli bir ahlâkî zorunlulukla sınırlamak anlamına geleceği eleştirisi öne çıkar. Eş‘arîlerin bu bağlamda başvurduğu temel argümanları; salah-aslah tartışmaları bağlamında faydayı hikmetin ölçütü saymanın
Tanrı’nın irade ve kudretine bir tür sınırlama getirdiği yönündeki eleştiriler ele alınmıştır. Özellikle salah-aslah tartışmaları bağlamında
dünyadaki acıların
hastalıkların ve kâfirlerin yaratılması gibi olguların salt insan merkezli bir fayda anlayışıyla açıklanamayacağını; hikmetin ölçütünün fayda olarak kabul edilmesiyle
Allah’ın insanları imtihan zorluğuna tabi tutmaksızın doğrudan cennette yaratması gerektiğini savunmuşlardır. Sonuç olarak bu çalışma
Eş‘arî ekolünün hikmeti
ilâhî fiillerin değerini faydaya dayandırmaksızın
Allah’ın ezelî ilmi ve iradesiyle temellendirdiğini ve bu yönüyle hikmeti kullara yönelik faydadan bağımsız
Allah’ın fiillerinde ahlâkî veya aklî zorunluluk değil
mutlak irade ve ezelî ilmin belirleyici olduğu bir ilkeye dayandırdığını ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım
Eş‘arî kelamının Tanrı tasavvurunda irade ve kudret merkezli paradigmanın belirleyiciliğini yansıtır.












